24 Nisan 2010 Cumartesi

AMASRA VE SAFRANBOLU

Herkes tarafından övülen salata ve balıgı yedik nihayet.

23 Nisan tatilinin cumaya denk gelmesiyle 3 gunluk bir planla hareket ettik İstanbuldan. Cuma günü sabah 7 de istanbuldan Amasra'ya dogru yola cıktık. İstanbul'dan Amasra'ya gitmek için farklı alternatifler mevcut, biz nasıl gittik diye soracak olursanız: TEM otobanına çıkıp,ilk olarak Gerede/Karabük sapağından saptık, Karabük istikametine devam edip, Safranbolu'ya vardık. Bartın sapağından saptık. Ağaçlar arasından olağanüstü bir manzara eşliğinde giderken , nasıl olduğunu anlamadan Amasra'ya varmıştık bile. Aksam yenilecek balığın yanında rakı ve şaraplarımızı rahat rahat içebilmek icin ilk gecemizde Amasra'da kalmaya karar verdik.


Keyfi fazlasıyla seven bir grup olarak TEM otoyolu üzerinde İstanbul-Ankara istikametinde bulunan Parkshop alışveriş merkezine uğrayıp simdiye kadar içtigimiz en guzel türk kahvesini Gönül Kahvesi'nde içtik. En güzel kahvenin her zaman köpüklü olması gerektiğini, köpüğün fincanda kalması gerektiğini, bu sayede kahvenin bitene kadar soğumadığını öğrendik. Paketli halde de satılan türk kahvesinden alarak yolumuza devam ettik.

Amasra'ya yaklaştıkça muhteşem manzara fırsatı sunan birkaç noktada fotoğraf çekmek için durakladık. Bu yüzden ancak 2 saatte varabildik Amasra'ya.

Grup üyesi Müge'nin Safranbolulu olması ve tanıdıkların vasıtasıyla Türkay Abi ve Zeynep Abla'nın evlerinde kaldık. Kendileri evlerinin belli bir kısmını bizim gibi tatilcilere kiralıyorlar. Dediğimiz gibi tamamen bir ev, herşeyi mevcut ve ücreti oldukça uygun. Biz bir gece konaklama icin 7 kişi toplam 150 TL ödedik.

Amasra deniz ürünleri ve salatası konusunda oldukça ünlü. Özellikle hangi balık yenir diye sorulduğunda hemen mezgit deniyor. Bunun yanında nerede yenir diye soracak olursanız da hemen Canlı Balık cevabı geliyor. Canlı Balık bizim gibi birçok insana ve gruba önerildiginden özellikle yer bulmakla alakalı birkaç not vermekte fayda var. Öncelikle Canlı Balık'a gider gitmez yer bulmak pek sözkonusu değil. Yemek yemeyi planladığınız saatten en az 1 saat önce gidip adınızı listeye yazdırmanız gerekiyor. Daha sonra da masa boşalmasını beklemeniz gerekiyor. Bu kısım biraz can sıkıcı gibi gözükse de sonuca değiyor gerçekten. Yani program yaparken bunu dikkate almanızda fayda var. Aksi takdirde sinirler biraz gerilebilir.





Canlı Balık oldukca eski ve babadan oğula geçen bir müessese. Söylenene göre bir kere kullanılan yağ bir daha kullanılmıyor. Biz mutfağı da ziyaret ettik, gerçekten herşey gıcır gıcır. Siparişleri yetiştirmek için harıl harıl çalışıyorlar.Hem soguk mezeleri hem de deniz mahsulleri oldukca başarılı. Biz yemek yemeye doyamayan bir grup oldugumuzdan masayı fazlasıyla donattık. Servis yapan beyefendi bile birkaç kez bakışlarıyla bizi uyarmaya calıştı ama sonunda yanıldığını anladı kendisi. Balık olarak mezgit, barbun ve hamsi yedik. Amasra'da kalmanın verdiği konforla 2 büyük rakıyı ve bir şişe de Yakutu bitirdik neredeyse. Ara sıcak olarak midye tava, kalamar tava ve karides aldık ki hepsi ayrı ayrı şaheserdi. Hep bahsi geçen içinde binbir çeşit malzeme olan salatalarımız ve 2'şer porsiyon 5 ayrı meze de masamızdaydı. Yemek sonunda yapılan tatlı ve meyve ikramlarını saymaya gerek yok ama özellikle dondurmalı kadayıf ve ballı yoğurt denemeye gerçekten değer. Merakla beklenen hesap geldiğinde her zamanki gibi çeşitli öngörüler oluşmuştu fakat gördüğümüz rakam bizi oldukça şaşırttı. Sadede gelecek olursak toplam verdigimiz rakam sadece 385 tl idi. O manzaraya, keyfe, yedigimiz herseyin kalitesine ve lezzetine gore gercekten inanılmaz bir rakam.

Amasra sabahı kahvaltı için yer aramaya başladık. Kahvaltı etmek için birçok alternatif mevcut ama biz Türkay Abi'nin önerisiyle Çekek Cafe yi tercih ettik. Burası Canlı Balık yanından sahil boyunca devam ettiğinizde denizin onunde ve kumsalda kahvaltı edebildiginiz bir yer. Yegane talebimiz menemen ve normal bir kahvaltı için herşey mevcut fakat verilen siparişlerin gelmesi ile ilgili servis yeterli değil maalesef. Gittiğimiz ve gördüğümüz herşeyin mükemmel olması gibi bir koşul olmadığından, bulunduğumuz mekanların negatif yönlerini de yazmak yanlış bir yönlendirme olmaması anlamında önemli bizim için. Zaman yönetimi anlamında bizi biraz zorlasa da sonuç olarak karnımız doydu. Sırada Amasra çarşısını gezmek ve bize burayı hatırlatacak birkaç minik hatıra almak vardı. Amasra genel olarak küçük biryer. Dolayısıyla heryere yürüyerek gidebilirsiniz. Sahil şeridi, küçük küçük sergilerin kurulduğu sahil meydanı ve Çekiciler Çarşısı görülmeye değer. Özellikle elişine meraklıysanız gerçekten çok güzel Tel Kırma örnekleri var. Biz kendimizde ufak tefek şeyler aldık fakat cüzdanı çok zorlamadılar.





KEREM İLE TUBA DOĞDU...

CUNDA ADASI

Cunda planıyla ilgili herşey aslında Tuba ve Müge'nin yazın yaptıkları Cunda tatilinde yılbaşıyla ilgili bilgi almalarıyla başladı. 2009 Haziranında duyduklarımızdan o kadar etkilenmiştik ki yılbaşında nerede olacağımızı biliyorduk. Kalacağımız yer ile ilgili de hiç soru işaretimiz yoktu çünkü Tuba'nın arkadaşı Mine vardı.

Mine, belki de birçok kez duyduğunuz Cumhuriyet Sokakta bulunan Kuleli Konak Düş Evi'ni işletiyor. Çok da iyi yapıyor. Mekan konaklamak için çok keyifli ama Mine'nin samimiyeti ve misafirperverliği daha da güzel yapıyor herşeyi.




Yola 31 Aralık ta cıktık. Aksam gider gitmez nerede yemek yiyelim problemiyle karşılaşmamak için bir de yılbaşı gibi özel bir gün olduğundan önceden rezervasyon yaptırdığımız Bay Nihat'a gittik hemen. Bay Nihat'la ilgili yazmaya başlamadan önce kaldığımız cici mekanla ilgili ilk izlenimleri paylaşmakta fayda var. Kuleli konak Düş Evi'ni bulmak çok zor olmadı ki tahmin edeceğiniz üzere Cunda oldukça küçük bir yer. Arabaya ihtiyacınız oraya gitmek dışında olmuyor açıkçası. Pansiyon gerçekten çok sevimli. Toplam 6 odası var ve biz zaten dördünü kapatmıştık. Her bir oda birbirinden farklı, hepsi özenle düzenlenmiş ve çok sevimliler. Küçük bir ipucu vermek gerekirse pansiyonun giriş kaında bulunan çift kişilik oda gerçekten çok hoş. Yatak örtüleri bile işlemeli ve içine girmek bile keyif veriyor insana. Pansiyonda her katta lavabo, duş var ve ortak kullanıma açık. Ama bu en azından bizim için hiç bir sorun teşkil etmedi. Daha önce de söylediğimiz gibi tüm pansiyon dolu olsa bile rahatsızlıklık verecek bir kalabalık olması sözkonusu değil. Gittiğimizde Mine bizi bekliyordu ve kısaca bize pansiyonu ve kullanım alanlarını gösterdi. Bu kısım önemli çünkü pansiyonun odaları dışında bizim çoğunlukla zaman geçirdiğimiz kocaman ve olağanüstü bir bahçesi var. Yani kendinizi rahat hissetmek iççin herşey mevcut. Odalara yerleştikten sonra zaman kaybetmemek için hemen çıktık pansiyondan ve doğru yemek yiyeceğimiz Bay Nihat'a gittik.






Bay Nihat Cunda nın en meşhur restoranlarından biri. Neden meşhur olduğunu oraya varınca anladık çünkü önünde durduğumuz koskoca bir dolabın içinde yaklaşık 80 çeşit meze vardı ki bu bizim grup olarak özel ilgi alanımıza giriyor. Mezelerin isimlerini bile anlamadık desek yanlış olmaz. Sonuç olarak hem bildiklerimiz hem de önerilenlerle geniş bir meze ziyafeti hazırladık kendimize. Her birimiz birer tane de balık yedik. Bunun yanında rakı ve şaraplarımız da hazırdı masada. Belki belirtmeye gerek yok ama gerçekten hepsi birbirinden lezzetliydi. Yemek faslı oldukça keyifli ve eğlenceliydi.






Ve sıra geldi yılbaşı sürprizine. Yılbaşı gecesi Cunda da pazar meydanında şenlik yapılıyor. Düzenleyenler Alibey (Cunda) Adası Kalkındırma ve Koruma Derneği. Pazar meydanında isteyen herkes biraraya gelip birlikte şarkılar söyleyip içki içip eğlenerek yeni yıla giriyor. Havanın da çok güzel olması sebebiyle oldukça keyifliydi açık havada ve böyle bir ortamda yeni yılı karşılamak.





Kaldığımız pansiyondan bahsederken bizim için en güzel tarafının bahçesi olduğunu söylemiştik. Yılbaı gecesi meydandan pansiyona döndükten sonra ve daha sonraki günlerde çoğu zamanımızı burada geçirdik. Cunda planımızın en önemli öğelerinden biri olan Trivial Pursuit'e daldık yeni yılın ilk saatlerinde.

2. günün başlangıcı gerçekten olağanüstü oldu. Yemek yemeye oldukça düşkün bir grup olarak aklımız kahvaltıdaydı elbette ve Mine bizi bu konuda da oldukça etkiledi. Masada neye saldıracaüımızı şaşırdık. İnsan evinde kahvaltı yaparken neler yerse ve canı ne çekerse hepsi masadaydı. Özellikle altında lor, üstünde söğüş domates ve salatalık olan salata hala aklımızda. Mine sıradan pansiyon kahvaltıları vermek yerine her misafirinin kahvaltısına bir renk katmak için elinden geldiğince minik minik sürprizler yapıyor. Bize nefis börekler denk geldi mesela. Bizce bu bile insanın kendini daha çok evinde hissetmesi için yeterli.

Kahvaltı sonrası bütün gün yine Trivial Pursuit ile geçti. Bu sefer çekişme hat safhadaydı ve iki grup arası atışmalar oldukça eğlenceliydi. Akşama dığru yine aklımız sadece yemeği düşünür oldu ve Mine yine yardımımıza koştu ve bize yemek yiyeceğimiz yeri tarif ederken devamlı tekrarladığı "sıcak ot" u merak ederek gittik Cunda Balık Evi'ne. Sıcak ot bir sürü yeşil otun kavrulmasından oluşuyor. Servisi ise küçük güveçlerin içine koyulan kavrulmuş otun üzerine sarmısaklı yoğurt dökülüp ağzı kapalı şekilde yapılıyor. Bunun dışında diğer mezeleri de gerçekten çok başarılı. Biz gittiğimizde maalesef balık çok az kalmıştı bu sebepten birkaç tane cuprayı bölüşmek zorunda kaldık ama hem beraber olduğumuz için hem ortam çok cici olduğu için hem de elimizde yine rakılarımız olduğu için keyfimiz oldukça yerindeydi.